Renge Boyanmış Hafıza ve Ahlak

“İnsanlara doğruları söylemek değil, onları inandırmak önemlidir” der tarihin önemli(!) simalarından biri. Bu anlayışa futbol sektöründe sahip çıkanlar var. Sarı laciverde boyanmış… Hafıza-ı beşer nisyanla malüldür derler, bizde hafızayı tazelemeyi ve inandırmak için yapılanları yazalım istedik.

12 Mayıs günü Saraçoğlu’nda şampiyonluğunu ilan eden Galatasaray futbol takımı saatlerce soyunma odasında beklemek zorunda kalıp, kuralları hiçe sayarak hakettiği kupayı kendilerine soyunma odasında vermeye yeltenenlere karşı çıktı. Bekledi ve kupayı geç olsa da emek verdiği sahada aldı. TV ekranında milyonlarca insanın gözünün içine bakarak; “ışıklar yanıyordu, sahada yaralılar tedavi ediliyordu ve kupa diye tutturdular” diyen, tutum ve davranış konusunda asla yalpalamayan, bir dediği diğerinin izinden giden yönetici, kamera ve cep telefonu ışıklarını stadın ışıkları sanıyordu herhalde!
Yaratılan karanlığın içerisinde üretilen loş ışıkta kupa almak daha güzel ve anlamlıydı elbette, lakin sahayı sulayıp, müziği açıp, üstüne ışıklar kapatıp insanlara doğruyu söylemek yerine yalanlar söyleyerek inandırmaya çalışmak her zaman tutmaz. Peşinizden koyun gibi gelenleri kandırırsınız sadece.

Kaybetmeyi bilmemek, kazananı tahrik ediyordu diye toplumun önüne atmak sizi sorumsuz bir idareci yapar. Cinayetin, katliamın tahrik edildiği için gerçekleştiği, bunun bir “bahane” olarak sunulduğu ülkede kupasını sahada almak isteyeni tahrik ettiler deme densizliği “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözüyle harika örtüşüyor. Tribünlerin söylediği tezahüratları küfür etmeden söyleyen futbolculara yönelik “küfür ediyorlar, ahlaklı davranmıyorlar” diye iftira atmak ne ile örtüşür işte onu bilmiyoruz. Sorumsuz idarecilerin bu tavırları, fabrikadan imal edilmiş ürün gibileşen belli bir kitleye sirayet edince klavye arkasına saklanmış nice veledin Galatasaraylı futbolcuları tehdit etmesinde de pay sahibidir. Galatasaraylı herhangi bir futbolcunun tırnağı dahi kırılsa bunun hesabını da hukuk yoluyla hepinizden sormak görevimizdir.

Şimdi biraz da hafızaları tazeleyelim. Neler olmuş hatırlayalım:

- Saraçoğlu’nda ki “Ananın A.ı Galatasaray” anonsunu unutmadık.
- Saatçi’nin Saraçoğlu’nda şampiyonluk kutlamasında eline mikrofonu alıp: “Ananın a.ı Galatasaray” demesini de.
- Resmi sitenizde “Cimboma koymaya az kaldı” başlığını unutmadık.
- 2007′de şampiyonluk kutlamasında üstü açık otobüste Galatasaray’a küfür eden futbolcularınızı unutmadık.
- 2000′de Sami Yen’de ki maç sonrası: “Sallasana sallana mendilini Fatih Terim kurtarsana piçlerini” diyen futbolcularınızı unutmadık.
- Futbolcularınızın: “Avrupa Fatihiymiş Galatasaray” diye başlayıp küfürle biten tezahüratındaki küfürleri çekinmeden söylemelerini unutmadık.
- Sami Yen’de “Bir Baba Hindi…” yapan futbolcularınızı, Saraçoğlu’nda sahaya hindi indirmelerinizi unutmadık.
- Götüyle top istop eden kalecinizi unutmadık.
- Şeyini tutup Sami Yen’de Kapalı tribüne gösteren, sonra kasığım ağrıyordu ama yeaaaa… diyen kalecinizi unutmadık. Kapalı üst tribün o harekete gösterdiği tepkinin bedelini 1 sene önüne monte edilmiş cam ile maç izleyerek ödedi.
- Irkçılık yapan futbolcunuzu ve onu resmi sitede yapılan açıklama ile nasıl koruduğunuzu, ona yaptığı ırkçılık sonrası “can” diyen taraftarlarınızı unutmadık.
- Telegol’de “cincon” diyen yöneticinizi unutmadık. Taraftar olarak FB’ye ne dersek diyelim bir GS yöneticisi FB demeye tenezzül etmediğinde kızarız.
- Galatasaray Lisesine hakaret eden yöneticinizi unutmadık.
- “Fakir fukara edebiyatı yapıyorlar” diyen yöneticinizi, itaat et koregorafisini, 2 ekmek 1 süt pankartını, tribünden para uzatan veletleri unutmadık.
- Saraçoğlu’nda tünelde GS’lı futbolculara yapılan saldırıları, görevli kartı verilmiş taraftarlarınızı, Fatih Terim’e yapılanları unutmadık.
- Fatih Terim’in ailesine edilen küfürleri, Buse Terim’e sosyal ağlarda edilen küfürleri ve twitter aracılığıyla yapılan TrendingTopic’i unutmadık.
- Alnını yardığınız Fatih Terim ve Hasan Şaş ile dalga geçen taraftarlarınızı unutmadık. Öyle ki, 7 yaşındaki çocuğa dahi yara bandı yapıştırıp alnını yaraladığı insanlarla alay eden bir zihniyete tepki göstermedi hiçbir yöneticiniz. Bir suçtan daha büyük suç olan şey suçu örtmek veya suçu karikatürize etmektir. Tribün tarihinde bir ilki gerçekleştirdiniz,unutmadık.
- Hasan Şaş’ta muamma var diyerek Hasan Şaş’ı recm ettiren yöneticinizi unutmadık. Ne tuhaf ki, Hasan Şaş’ın yaralanması yalan, Lig TV’de görüntüsü var diyen bir gazete muhabiri! ( kalemşör ) peşi sıra recm-i devam ettirip sonra ortadan kayboldu.
- Gerets’in alnının yarılmasını unutmadık. Maç öncesi ve esnasında Mondrragon’a atılanları da unutmadık.
- 2009′da maç öncesi sahaya atılanları, yan hakemin kafasının yarılmasını ve “maçı tatil etseydim 55 bin kişi sahaya inerdi” diyen Gezer’i de unutmadık.
- “Galatasaray’ın şampiyon olması kanıma dokunuyor” diyen yöneticinizi unutmadık.
- Galatasaray bayrağının ortasından yırtıp kolunu geçiren ve sırıtan eski yöneticinizi unutmadık.
- “Adam gibi adam” Türk futboluna hizmet ederken radara yakalanan!, Buca maçı kadrosunu çok önceden alırken ( 10 aydır tek bir muhabirin, spor yazarının bunu o kişiye sormaması spor medyasının rezilliğini göstermeye yeter ) ahlaka katkı yapan!, rakipleri kazanırken onların nasıl şaibeli olduğunu bizlere anlatan hocanızı da unutmadık. O kadar dürüst ve ahlaklı idi ki direkt söylemek yerine hep kinaye yapıyordu.
- Her seferinde rakiple alay ederek sevinen, hayvan sevgisi üst düzeyde olup bazen hindi ile, olmadı timsahla, yetmeyince köpekler ile aşağılama hareketi yapan oyuncularınızı, “bir musibet bin nasihata bedeldir” sözünü dikkate almamasını da unutmadık. Doğru düzgün sevinmeyi beceremeyip birilerini aşağılarsan, o aşağıladıkların gün gelir sana gerçeğin tokadını basar, kalakalırsın.
- Efes Pilsen şampiyon olduğunda sahaya inilmesini, oyunculara saldırılmasını, soyunma odası koridorlarında yaşananları ve kupa seremonisini unutmadık.
- GS’a karşı kaybettiğinde, kah futbolda kah basketbolda, serenomiye çıkmaya dahi tenezzül etmeyen yöneticilerinizi ve oyuncularınızı unutmadık.
- Geçen sene Abdi İpekçi’de şampiyon olunca siz, GS tribünü salondan çıkmamış ama ne sahaya girmeye çalışmış ne de ışıklar söndürülmüştü. Aysal çıkıp rica etmişti tribünler boşalsın diye. Ve polis tribünlere girip salonu boşalttırırken, sonrasında siz kupayı alırken, GS’ın Saraçoğlu’nda kupa almaması için kah kendiniz kah resmi idareciler aracılığıyla baskı yapmaya çalıştınız. Ve utanmadan tahrik ediyorlar diyerek milyonların gözünün içine bakıp yalan söylediniz TV ekranlarında.
- Çok değil, 1.5 ay önce Kadınlar Euroleague GS – FB maçında polis Galatasaray tribününe girişince “vur vur” diyen FB tribününü unutmadık. 1 gün polis şiddeti var, öbür gün vur vur, sonra yine polis şiddeti var diyerek nalıncı keseri gibi herşeyi kendine yontmanın literatürde adı pragmatizmdir. Sokaktaki adını da siz biliyorsunuz.
- 2001′de Saraçoğlu’nda Galatasaray tribününe konulan çimenleri, atılan sidik torbalarını, yumurtaları, lağımda bekletilmeyi, ucu sivriltilmiş mermer parçalarını unutmadık.
- Cemal Nalga skandalında resmi sitelerinden “takipçisiyiz” yazıp, “şike ve organize çete soruşturması” esnasında adalet istiyoruz diyenlere “adaletin bekçileri” diyerek alay edenleri de unutmadık. Bu söze gerekli cevap GS tribünlerince verilmişti, lakin futbol sektörüne bir ilki daha gerçekleştirip adalet diyen ile alay edenlerle, bir tür dolandırıcılık olan şike sürecinden destan yaratanlar aynı kişiler, bunu hiç unutmadık. Ne mutlu bize ki içinde yer aldığımız haksızlıklardan kahraman profiller yaratacak kadar şirazeyi koparmadık. Aklımıza gelmişken, geçen sene bir muhabirden derbi öncesi Galatasaray kadrosunu öğrenmeye tenezzül edecek kadar küçülebilenleri de unutmadık. Ne mutlu bize ki bizim böyle kahramanlarımız! yok.
- 2007′de GS tribünlerinin Sami Yen dışında ve içerisinde yaşadıkları karşısında savcı olup tribünü idama götürenler, onlara eşlik eden spor medyası bunların hepsini unutturdu sanıyor ama aldanıyor. Şimdi avukat olmuş toplum psikolojisi çözümlemesi yapıyorlar.

Anlatılan sizin hikayeniz. Anlatacak şey bitmez yaptıklarınıza dair. Yıllardır özellikle stadınızda yaptığınız her şey yanınıza kar kaldı. Şımarık ve kibirli haliniz ile ülke futbolunu sarıp sarmalayıp, herşey benim olsun da nasıl olursa olsun diye uğraştınız durdunuz. Kendi gölgesinden korkup onu bile düşman olarak gösterebilecek bir akıl ve yukarıda saydığımız nice şeyi yapabilecek vicdan ile donanmış sizler… İşin özü; gerçeği değil hipnotize edilmiş kitlesini ve toplumu ikna etmek için yalan söyleyen sizler GS’a ahlaktan bahsedecek durumda değilsiniz. GS ile sizin aranızdaki fark resmi sitenizde yazdığınız tebrik mesajı ile GS’ın sizin kazandığınız bir kupada yayınladığı tebrik mesajından çok öte.

4 Comments

Daha yeni başlıyoruz…

Uzun uzun yazılacak çok şey var. Ama eskimeyen bir karikatürle başlamak lazım sanırım önümüzdeki sürece…

Malum,

Daha yeni başlıyoruz…

Olacağı bu :)

No Comments

Başkanımız Ünal AYSAL, 26.01.2012 tarihli 32. gün programında Mehmet Ali BİRAND’ın konuğuydu. Söylediklerinin yakalayabildiğim kısımlarının notlarını çıkardım. İzleyemeyenler için, faydalı olabilir, atladığım, yanlış not aldığım kısımlar olduysa affola.

 

 

  •  Katiyetle, ideal kadro henüz kurulmadı, şu anda takımın iskeleti kuruldu, buna ideal şeklini vermek teknik ekibin işi.
  •  Islıklanma olayı geçmişte kaldı. Başbakanın bize kırgın olduğunu düşünmüyorum. Çok daha önemli işleri var.
  •  Bizim taraftarımızın bu tür konularda haksız yere cezalandırıldığını düşünüyorum.
  •  Taraftarlar stadın yollarının yapılmasını istiyorlarsa, kara yollarına dilekçe vererek bize yardımcı olsunlar.
  •  Fenerbahçe’nin şirket değeri yüksek olabilir ama gayri menkulleri işin içine katarsak biz kulüp olarak daha değerliyiz.
  •  Üyelerimizin %60′ı liseli değil, bugün baktığımızda liseliler çoğunlukta değil, dışarıdan öyle zannediliyor.
  •  Kulüpten para kazanan bir topluluk taraftar olamaz. Gerçek taraftar kulübün beslenmesi ve başarısı ile beslenir.
  •  Yeni kurallara göre biz taraftara (bedava bilet) gibi avantajlar sağlayamıyoruz.
  •  Xherdan Shaqiri konusunda kulübü çok yüksekten uçtu.
  •  Yönetim Kurulunu değiştirmeye ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. Bize zaman kaybettirecek hiç bir olaya müsade etmem.
  •  Çok fazla ihtiyacımız olsaydı, çok büyük futbolcular alınabilirdi. Ama şu anda, hesabını veremeyeceğimiz parayı harcamayacağız
  •  Galatasaray’da transfer bitmez. Devamlı daha iyisini arıyoruz.
  •  Takım istediği zaman çok iyi oynuyor. Bunu sürekli hale getirmek sorunumuz.
  •  Önemli olan,kulübü borçlandırmadan,para kazandırmak. Önümüzdeki 3 yıl içinde mali durumu, oy verenleri mahçup etmeyeceğim seviyeye getireceğim.
  •  Başkan olarak kulübe para vermek işin kolayı. Biz görev için geliriz, gideriz. Kulübün sahibi değil, hizmetkarıyız.
  •  Mutlu sakin bir hayatım varken, karma karışık bir dünyanın içine girdim ama bu bana ikinci bir gençlik kazandırdı.
  •  Benim hedefim avrupa. Türkiye ligi değil.
  •  Önümüzdeki senelerde ya birinci ya ikinci olma hedefindeyiz, Fenerbahçenin ligde olmaması işin keyfini kaçırır.
  •  Böyle bir şey başıma gelse, kendimi kulüpten soyutlardım. Ama Galatasaray ayrı Fenerbahçe ayrı. Ünal Aysal ayrı Aziz Yıldırım ayrı.
  •  İki rakip kulüp başkanı olduğumuzdan onu ziyaret etmem onu rahatsız edebilirdi. Çıkınca ilk ziyaret eden ben olacağım.
  •  Aziz Yıldırım’ı ziyaret etmedim ama isterdim. Eğer Fenerbahçe başkanı olarak orada olmasaydı ve ben Galatasaray başkanı olmasaydım, ziyaret ederdim.
  •  Bir karar imzalarken, ellerim titriyor. Diğer kulüp başkanları daha rahatlar kulüplerinde.
  •  Galatasaray’da istesek dahi bunları yapmak (şike ile ilgili) zor, çünkü denetleme sistemi diğer kulüplerden çok farklı.
  •  İddianameyi Çok dikkatli inceledik, bir eksiğimiz varsa düzeltelim diyerek, Galatasaray’a dokunan bir şey göremedik. Mutlu olduk.
  •  İddianameyi okuduk. Orada suçlar var. bir tane değil, bir ortam var. tekrarlanan yanlış şeyler var.
  •  Play off’tan önce şike ile ilgili karar verilmeli. Play off sonrasına kalırsa başka sorunlara neden olur.
  •  Mehmet Ali AYDINLAR istifa etmemeli, istifa etme hakkı yok. böyle bir şey kendi görevini yapamadığının kabulü anlamına gelir.

Küçük bir not: Eğer Başkanımızın dediği gibi, stadın çevresindeki yollar ile ilgili kulübümüze destek olmak isterseniz, gerekli bilgiler aşağıda.

KARAYOLLARI 1. BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ Kağıthane/İSTANBUL

Tel: 212 – 312 17 00 ( 50 hat )

E-Mail: bol01@kgm.gov.tr

No Comments

Bugün, 13 ocak itibariyle kaybettiğimiz Lefter’in büyüklüğünü anlamak için, ne uzun uzun konuşmaya/yazmaya ne de kalın kitaplar okumaya gerek yok.

lefter küçükandonyadis

“bana selahiyet verilirse, almanlara karşı (türk milli takımı olarak) galatasaray’ı çıkarırım, takviye olarak cemil ve ender yeter”

 

İşta bu küçücük gazete küpürü yeterli bir futbol ustasının büyüklüğünü anlatmaya.

Bahsettiği dönemin en güçlü kadrosuna Galatasaray’a ait olduğunu düşünüyor belli ki, çekinmeden de söylemiş. Çünkü önceliği renkler değil, futbol’un güzellikleri.

Aynı açıklamanın başına Metin OKTAY ya da Hakkı YETEN koyun, hala ynı etkiyi yapıyor, aynı şeyleri düşündürüyor.

İşte bu yüzden büyükler ve büyüklüğün sırrı bu “basit” ayrıntıda gizli.

Bir de şimdi 3 büyüklerde olan herhangi bir futbolcunun ismini koyalım ve bu açıklamayı günümüzde düşünelim…

Ve evet, Lefteri kaybettiğimize artık gerçekten daha fazla üzülebiliriz.

3 Comments

Fatih Terim’li Permatik Reklamı

İlk defa gördüm ve paylaşmak istedim.

“Ben yıllardır permatik kullanıyorum” :)

No Comments

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni

 

“bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
bir yanlışı düzeltircesine açmış;
gelmiş ta ağzımın kenarında
konuşur durur.

bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
güverteleri uçtan uca orman;
aldım çiçeğimi şurama bastım,
bastım ki yalnızlığımmış.

bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Cemal Süreya.

No Comments

3 Temmuz 2011 tarihinde başlayan “Şike ve Organize Çete” soruşturması sürecinde yazılı ve görsel medya, soruşturmanın içeriği, kişilerin ve kulüplerin hakları üzerine eleştirilecek nice habere imza attı. Bununla yetinmeyip bir süredir bir çok futbol yazarı soruşturma ile ilgili içinde futbol olmayan kanaatler sunuyor. Kimisi kişi ile kurumu ayırarak aleni bir şekilde geçmiş ve gelecekte ki olası tüm şikeleri, teşvik primlerini meşru kılıyor,  kimisi futbolun ekonomik boyutunun ne kadar zarar göreceği üzerine yazılar yazarak, “fair play” sloganını “money play” şekline çevirip futbolun manipüle edilmesini umursamıyor, kimisi detaylarını bilmediğimiz bir soruşturma için kamu vicdanını yok sayarak “affedelim” deme yargıçlığına soyunuyor ve şike veya şikeye teşebbüs var ise bunları affetmeden önce futbolun doğası olan saha içindeki “adil rekabeti” cezalandırdığını umursamadan davranıyor.

“O maçta bir şey göremedim” temelinde yazılar yazmak ve konuşmak  ” şike futbola zarar vermiyor, bırakın kim ne çevirirse çevirsin sonuçta sahada gül gibi maç oynanıyor ” u savunmaktır. Konu ” Para alınsa da verilse de şike gerçekleşmemiş, futbolcu topunu oynamış, maç güzel geçmiş, niye küme düşürülsün?”e getirilmektedir.

Milyonlarca insan kah TV başına geçerken kah tribüne giderken maçların arkasının temiz olduğundan emin  olmak istemez mi? Zerre kadar şüphe olursa seyrettiğimizin ne önemi var? Bu sporu bu kadar cazip kılan, mücadele, süpriz olma olasılığı, kazanma azmi değil midir? Manchester City – Manchester United Community Shield maçındaki futbolun kalitesi kadar, heyecanı ve güzelliği sağlayan şey insanların son ana kadar ne olacağına duyduğu saf ve etki edilmemiş bilinmezlik değil midir?

Bahane olarak sunduğunuz o futbol ekonomisinin temel dayanağı “taraftarlık” ise, taraftarlar futbolun öznesidir. Kandırılmış ve durmaksızın sağılarak para harcayan tüketicileri değil.

“Şike ve Organize Çete” soruşturmasından son günlerde kamuya yansıyan; kimi futbol yazarlarının talimatla yazılar yazdığı ve haberler yaptığı iddialarının, şikayetçi olduğumuz kanaatlere benzemesi, futbolun geleceği ve futbolseverler için tehlikeli bir durum arz etmektedir.

Kalemin kılıçtan keskin olmasını sağlayan herşeyden önce içerdiği ahlak ve adalettir. Futbolun 91. dakikası olan haberciler ve medya mensupları belleklere futbol yazarı, futbolsever olarak mı geçmek istiyor yoksa futbol ortamının “doğruluğunu” sorun etmeyenler olarak mı? Kalemini özgürce futbola ve onun topluma manipüle edilmeden temiz bir şekilde ulaşması için kullanan mı, yoksa iddia edildiği gibi birilerinin ulağı olup kalemini onların istekleri için kullanan mı olmak istiyorlar ? TSYD yetkililerine ve tüm spor yazarlarına soruyoruz.

Unutmayınız! Tarihin de, taraftarında hafızası kuvvetlidir. Ahlakın ve adaletin de…

Bağımsız Galatasaraylılar

http://www.alisamiyensokak.com/gundem/kalemin-adaleti-keskin-olmali/

No Comments

Galatasaraylılar Soruyor.

 

3 Temmuz 2011 sabahında başlayan “Futbolda Şike, Organize Suç Örgütü Kurma ve Üyesi Olma Soruşturması” kamuoyunun bildiği gibi yargıya intikal etmiş vaziyettedir.

Soruşturma sürecinde yazılı ve görsel medyanın veri kirliliği yaratması ve kamuyu “aydınlatma” yönteminin irrite edici olması, es geçebileceğimiz bir davranış değildir.

Es geçemeyeceğimiz en önemli husus ise “fair play” söyleminin kağıt üzerinde kalmasıdır.

Futbolun öznesi olan ama aynı zamanda futbol araçlarını tüketmek dışında hiçbir hakkı olmayan taraftarlar için aslolan; her ne şekilde olursa olsun kupa kazanmak, şampiyon olmak olmamalı aksine futbolun bir “halk oyunu” olduğunu unutturmadan kitlelerin futbol sevgisini korumak için adil, herkese eşit yaklaşan, güzel ve temiz olması için çabalamaktır.

Bir süredir Türkiye’de dillerden düşmeyen “marka değeri” söylemi var. İçinde futbol, taraftar olmayan ve açıkça “marka” diyerek futbolu ve takip edenleri metalaştıran zihniyet, yayın gelirlerinden, ulusal ve uluslararası pazar payını esas alarak ve geri kalan herşeyi öteleyerek futbolun geleceğini zor duruma düşürüyor.

Evet, bizler “masumiyet karinesi” denilen şeyi yok saymış değiliz. Yıllardır başka kulüpler hakkında her türlü iddia, itham ve aşağılamada bulunanların bugün yargıya intikal etmiş bir konuda hukuka sığınmasını sobelemek yerine; evet haklısınız deme cesaretinde bulunacağız. Çünkü hukuk en başta vicdan içerir. Lakin, eklememiz gerekir ki, bu süreçte kendilerini çemberin merkezi koymak isteyenler, kendileri dışında kurumların, kişilerinde yargı yolunda olduğunu unutmasınlar. Bu gemi su alıyorsa, içinden birinin sorunu kişiselleştirmesi futbola, diğer tüm özel ve tüzel kişilere karşı bir ayıptır.

11 Temmuz Pazartesi ve 12 Temmuz Salı günleri açıklama yapan TFF ve Kulüpler Birliğine Soruyoruz:

1. Kişileri kurumlardan ayrı tutarak, insan zekasına hakaret eden ve her biri işadamı olan sayın TFF Başkanı ve Kulüp Başkanları iyi bilirler ki “imza sirküleri” kişilerin kurumlardaki sorumluluğunu anlatır. Seçilen, yetkili kılınan özel kişiler kişisel menafaatlerini gözetmeden kurum için bir eylem gerçekleştirdiğinde eylemleri birbirinden ayrımaya çalışmak eşyanın tabiatına aykırı değil midir? Kişiler ve kurumlar ayrı ise şikenin, suç örgütü kurmanın nasıl gerçekleşebileceğini tarif eder misiniz?

2. Yetkili, seçilmiş kişilerin kurumsal sorumluluğunu bertaraf eden TFF ve KB, taraftarlar üzerinden kulüplere verdikleri ve verecekleri her cezayı son 2 gün itibarıyle kanunsuz kılmamışlar mıdır? Sadece futbol değil, bütün sektörlerde, kurumlarda hatta devlet yönetimlerinde varolan yürütme şekli sizler sayesinde altüst edilerek geçersiz kılınmamış mıdır?

3. Kişiler suçlu olsa da bu kurumları bağlamaz diyerek hukuku ve vicdanı ayaklar altına alan sizler, yarın herhangi bir futbolcu, teknik heyet sorumlusu ve yönetici şike yapsa, organize suç çetesi kursa; bu kurumları bağlamaz diyerek hepsini meşru kılmış olmayacak mısınız? Sizlerin mantığına göre hal böyleyse geçmişte ki tüm yanlışları olumlayıp gelecekte olabilecek tüm haksızlıkları dün itibariyle normalleştirdikten sonra “nasıl bir futbolun” idarecisi olup, “fair play” diyeceksiniz? Her özel kişiye buyrun istediğinizi yapabilirsiniz yolunu açarak suç işlemiş olmuyor musunuz?

4. 5 Temmuz Salı günü Savcılıkla görüşen Mehmet Ali Aydınlar’ın, “Durum çok vahim gözüküyor. Bu kadarını beklemiyordum” dediği öğrenildi… yazıları doğru mudur? Doğru değil ise niçin yalanlamamıştır? Doğru ise niçin elimizde hiçbirşey yok demiştir?

5. “Masumiyet Karinesi”nin öneminin altını çizerek, iddianame dahi açıklanmadan TFF’nin sadece yargıya intikal edenlerin değil, herkesin hakkını koruması için sorunu ötelemek dışında ne yapmıştır? İddianameler hazırlanır ve yargı süreci tamamlandığında UEFA tarafından verilecek olası cezaların hepsinin manevi ( maddiyatan önce ) karşılığını üstlenmeye hazır mıdır? Aynı soru yargıya intikal edilmiş olan kişi ve kurumlar içinde geçerlidir.

6. Yargı sürecinin hızlandırılması için çeşitli devlet aygıtlarıyla bir araya gelip, gerekirse komisyon kurulmasını isteyip, liglerin ertelenmesini gerçekleştirmek hangi “marka değerini” zora sokar? Yarın maruz kalabileceğin cezaları bugünden bertaraf etmeyi tercih etmeyen TFF ve KB yargıya intikal edilmiş olanların dışında yer alan tüm kurumları ve milyonlarca taraftarı hiçe saymak dışında ne yapmıştır?

7. Söze, “marka değeri” diye başlarken, adalet ve futboldan bahsedemeyenler, pasta payının hesabını yaparken, milyonlarca insanı kuşkularla, güvensizlikle karşı karşıya bırakmakmış değil midir? Futbolun temel aktörleri taraftarlar, futbolseverler ve futbolculardır. Onlarsız bir futbol düşünmek, en doğru ve adil oyun peşinde koşmak yerine, içi boşalan “marka değeri” bahanesinini dile getirmek milyonların sevgisine hakaret değil midir?

Soracağımız nice soru vardır TFF Başkanına, Kulüpler Birliğine, kurumlara ve taraftarlara. Aba altından sopa gösterilen, güven bunalımı yaratmakla itham edilen Ünal Aysal ve GSK içinde… Ama derdimiz sadece GSK değil, futboldur. Bizler, kulüp ve renk peşinde koşarken tüm sevgimizi, heyecanımız, üzüntümüzü yok sayarak sporun ruhunu içinde “fair play” yer almayan “marka değerine” boğanların hep karşısında olacağız. Hiç “ama” demeyeceğiz. Birgün kendimizden de hesap sormaktan çekinmeyeceğiz. Dün olduğu gibi…

*Tamamıyla katıldığım bu bildiriyi yayınlarken, gerçek futbol sevgisinin bence tezahürü olan Metin OKTAY’ın fotoğrafını kullanmak istedim. Buradan bütün futbol camiasına sesleniyorum. Metin olun lütfen…

No Comments

Marka “Değeri?”

3 Temmuz 2011 sabahından beri Türkiye’de yıllardır peşinden karşılıksız koştuğumuz Futbol Düzeni’nin gerçek yüzüyle karşı karşıya kalmanın korkunç acısını ve hayal kırıklığını yaşıyoruz.

Yöneticisi, medyası, futbolcusu ve hatta taraftarı ile hepimiz çok berbat bir sınav veriyoruz.

Bizce soru şudur:

Her zamanki gibi mi yapacağız?  “Yok bir şey yahu” mu diyeceğiz?  Oyunu gözü kapalı seyretmeye devam mı edeceğiz?

Görüyoruz ki bir kesim bunu istiyor: Üstünü örtelim, kaldığımız yerden devam edelim!

Biz bunu kesinlikle reddediyoruz.

Bizim gibi çoğunluğun da bunu reddettiğini görüyoruz.

Ne yazık ki elimizde hiçbir yetki yok.

Ama yıllardan beri bu sporu bu noktaya getiren, o çok bahsettikleri “marka değeri”ni yaratan da bizleriz.

Formayı da alan, kombineyi de alan, taraftar kartını da alan, şifre kutusunu da alan bizleriz!

O halde, bu sporun tüm aktörlerine son kez sesleniyoruz.

Adam olun. Oyunu koruyun. Hesaplar içine girmeyin.

Temizleyin.

Ne pahasına olursa olsun, eskiyi yıkın!

Korkmayın!  Futbolseverler arkanızdadır! Arkanızda kalacaktır.

Yoksa, biz de yokuz!

Bunu yapamazsanız, esas o zaman “marka değeri”nin nasıl düşeceğini göreceksiniz…

Futbolseverler

*Tamamıyla katıldığım bu bildiriyi yayınlarken, gerçek futbol sevgisinin bence tezahürü olan Metin OKTAY’ın fotoğrafını kullanmak istedim. Buradan bütün futbol camiasına sesleniyorum. Metin olun lütfen…

No Comments

Sezonun bitişi sonrası, transferler dışında futbol üzerine konuşacak yeni şeyler az malumunuz. Yine de 26 mayıs tarihi itibariyle, mazbataları almalarının ardından Ünal AYSAL yönetiminin ilk yönetim kurulu toplantısıydı bugünkü. Hem yönetimsel süreçler hem de transfer konularında önemli açıklamalar yaptı başkan.

Kısaca özetlemek gerekirse,

  • Bugünkü toplantıda arkadaşlarımızla beraber yeni yönetimin yönetim tarzı, ana prensiplerimiz ve yönetimde, aramızdaki iş birliğimiz ve iş bölümünü tartıştık.
  • Kurumsal yapımızın kurulması ve gözden geçirilmesine yönelik ön tedbirler nelerdir bunların kararını alıyoruz, zannediyorum ki ilk toplantı için bunlar önemli adımlar. Zaman içinde siz de gelişmeleri yakından takip edeceksiniz.
  • Bir program dahilinde ilerliyoruz, önümüzdeki günlerde de yavaş yavaş yeni haberler olacak. Çalışıyoruz, elimizden geleni yapıyoruz, camiamıza bazı sözler verdik, onları tutmak için gece gündüz bütün ekibimiz çalışıyor. Elimizden geleni yapacağız, başarılı olacağız, herkes rahat olsun.
  • Drogba ile ilgili bizim şimdi alınmış hiçbir kararımız yok, Drogba bir kulübün oyuncusu, hala oraya bağlı, kulüp serbest bırakmadan ya da satış kararı almadan, bu konuda bir adım atmak doğru değil diye düşünüyorum. Biliyorsunuz ben bugüne kadar hep bu prensibi izledim bundan sonra da böyle, yabancı kulüpler için de aynı prensibi uygulayacağız.
  • Dünyaca ünlü bir kaleci gelecek, herhalde önümüzdeki günlerde alacağınız ilk haberlerden biri bu olacak.
  • Sinan BOLAT çok yakından incelediğimiz bir oyuncumuz ama şu anda önceliklerimiz arasında değil.
  • Fatih hocanın kendi yardımcıları ve teşkilatıyla ilgili konular onu ilgilendiriyor. O konudaki açıklamları kendisi yapar, yeşil sahanın dışındaki açıklamaları da biz yaparız.

26 Mayıs 2011 tarihli yönetim kurulu toplantısına verilen arada yapılan açıklamayı buradan izleyebilirsiniz.

No Comments

Older Entries »